Erteleme Neden Tembellik Değil de Bir Duygu Sorunu?
Ertelemek zaman yönetimiyle değil, işin bizde uyandırdığı huzursuzlukla ilgili. Döngüyü kıran pratik yaklaşımlar.
Selin Karaca 4 dk okuma
Yapılacaklar listesinin en tepesinde haftalardır aynı madde duruyor. Her sabah onu görüyorsunuz, her akşam bir sonraki güne devrediyorsunuz. Aslında zor bir iş değil; belki iki saatinizi alacak. Yine de her seferinde başka bir şey araya giriyor. Erteleme dediğimiz bu inatçı döngü, çoğu insanın sandığı gibi tembellikle ya da irade zayıflığıyla ilgili değil. Psikoloji alanında yapılan çalışmalar yıllardır aynı şeyi söylüyor: erteleme bir zaman yönetimi sorunu değil, bir duygu yönetimi sorunudur.
Bir işi ertelediğimizde aslında o işi değil, o işin bizde uyandırdığı huzursuzluğu ertelemiş oluruz. Belirsizlik, başarısızlık ihtimali, sıkıntı, kendimizi yetersiz hissetme korkusu... Beyin bu rahatsız edici duygulardan kaçmanın en hızlı yolunu bulur ve dikkati başka yere çevirir. O anda gelen rahatlama gerçektir, ama çok kısa ömürlüdür. Ertesi gün aynı iş, üzerine bir de suçluluk duygusu eklenmiş şekilde karşımıza çıkar.
Ertelemenin arkasındaki asıl duygu
Kendi erteleme alışkanlığınızı anlamak istiyorsanız, "neden yapmıyorum" yerine "bunu düşününce ne hissediyorum" diye sormayı deneyin. Cevap çoğu zaman şaşırtıcı derecede nettir. Vergi beyannamesini ertelemek çoğunlukla rakamların insanı bunaltmasıyla ilgilidir. Bir tez bölümünü ertelemek, yazdıklarınızın yeterince iyi olmayacağı korkusuyla ilgilidir. Doktora gitmeyi ertelemek, kötü haber alma ihtimaliyle ilgilidir. İş değil, duygu ertelenir.
Bu ayrımı fark ettiğinizde çözüm de değişir. Kendinize daha katı bir program yapmak işe yaramaz, çünkü sorun programda değildir. İşe yarayan şey, o duyguyu görünür kılmak ve boyutunu küçültmektir. "Bu işi bugün bitirmeliyim" cümlesi baskı üretir; "bu işe on beş dakika bakacağım" cümlesi ise baskıyı düşürür.
Mükemmeliyetçilikle akrabalığı
Kronik erteleyicilerin önemli bir bölümü aslında mükemmeliyetçidir. Ortaya çıkacak sonucun kafalarındaki ideal görüntüye uymayacağını sezdikleri için başlamayı geciktirirler. Hiç başlamamak, kötü bir sonuç üretmekten daha güvenli hissettirir; çünkü başlamadığınız sürece yeteneğiniz test edilmemiş kalır. Bu yüzden erteleme, bir tür kimlik koruma refleksi gibi de çalışır.
Buradan çıkmanın yolu standartları tamamen düşürmek değil, ilk turun kalitesini bilinçli olarak düşürmektir. Yazının ilk hali kötü olabilir, sunumun ilk taslağı dağınık olabilir. Zaten ilk hali kimse görmeyecek. Kötü bir başlangıç, olmayan bir başlangıçtan her zaman daha değerlidir, çünkü düzeltilecek bir şey ortaya çıkarır.
Geleceğe havale edilen kişi
Erteleme, garip bir zaman algısıyla da beslenir. Bugünkü halimiz yorgun, dağınık ve isteksizken, gelecek haftanın halini nedense çok daha disiplinli hayal ederiz. Salı sabahı erken kalkacak, telefonu eline almayacak, üç saat kesintisiz çalışacak biri olarak kurgularız kendimizi. Oysa salı geldiğinde karşımıza çıkan kişi yine bugünkü insandır. Gelecekteki kendimize güvenmek yerine, bugünkü kendimize kolay bir görev vermek çok daha gerçekçidir.
Bu yüzden büyük ve muğlak hedefler ertelemeyi besler. "Evi toparlayacağım" cümlesi bir eylem değil, bir niyet bulutudur. "Mutfak tezgahını boşaltacağım" ise elle tutulur bir iştir. Görev ne kadar somutsa, başlama eşiği o kadar düşer.
Suçluluğu döngüden çıkarmak
Ertelediği için kendini sert biçimde eleştiren insanlar, ertesi gün daha fazla erteler. Çünkü suçluluk da rahatsız edici bir duygudur ve beyin ondan da kaçmak ister. Kaçış yolu ise yine aynı işten uzaklaşmaktır. Kendine karşı makul olmak, bu döngüyü kırar. Araştırmalar, ertelediği için kendini affedebilen kişilerin sonraki denemede işe daha çabuk başladığını gösteriyor.
Pratikte küçük bir kural işe yarar: bir işi ertelediğinizi fark ettiğinizde önce kendinize "tamam, oldu" deyin, sonra o işin en küçük parçasını bulun ve sadece onu yapın. Klasörü açmak, ilk cümleyi yazmak, telefonu elinize alıp numarayı tuşlamak. Genellikle zor olan devam etmek değil, başlamaktır; ilk hareket başladıktan sonra direnç hızla erir.
Zamanı değil ilk adımı planlamak
Ertelemeye eğilimli insanlar genellikle çok iyi planlar yapar. Takvimde bloklar ayrılır, listeler hazırlanır, uygulamalar kurulur. Ama planın içinde neredeyse hiç şu bilgi bulunmaz: bu işe otururken tam olarak yapacağım ilk hareket ne? Belirsiz bırakılan başlangıç, zihne yeniden karar verme yükü bindirir ve o karar anı ertelemenin en sevdiği boşluktur.
Bunun yerine görevi eylem düzeyinde yazmak çok daha etkilidir. "Rapora çalış" yerine "rapor dosyasını açıp başlık satırını yaz" gibi. Ayrıca işin yapılacağı yeri ve saati önceden belirlemek, niyeti somut bir plana dönüştürür. Araştırmalar, "ne zaman, nerede, nasıl başlayacağım" sorularına önceden cevap veren kişilerin işe başlama oranının belirgin şekilde yükseldiğini gösteriyor. Plan ne kadar dar tanımlanırsa, kaçış için o kadar az yer kalır.
Erteleme tamamen ortadan kalkan bir şey değil. Herkes zaman zaman kaçar, herkes zaman zaman ağırdan alır. Ama ertelemenin bir karakter kusuru değil, yönetilebilir bir duygusal refleks olduğunu bilmek bile yükü hafifletir. Kendinizle savaşmayı bırakıp duygunun kaynağına baktığınızda, o listenin tepesindeki madde sandığınız kadar büyük görünmemeye başlar.